ilk defa geldiğim bu ülkede bir gariplik olduğunu hemen farketmiştim..
akşamın ilk saatleri olmasına rağmen bütün dükkanlar kapanmış ve sokaklarda kimseler kalmamıştı...
ara sıra rastladığım birkaç büyük baş hayvanın bu saattte ne yaptıklarını merak ediyordum......
karnımı doyurmak için aradığım lokantalarda çoktan kapanmıştı..buna rağmen vitrinlerde asılı duran yemek listelerine bir göz gezdirdim..listeler"mide çorbası "ile başlıyor"insanbudu köfte"ile son buluyordu..
şaşkınlık içinde;
-işkembe çorbası olur diyordum,ama mide çorbasıda neyinnesi??
çevremde neler olup bittiğini anlamaya çalışırken yanımdan geçen bir payton şaşkınlığımın bir kat daha artmasına ve korkuya kapılmama sebep olmuştu....çünkü paytonu ağırlığı en azbin kilo olan kıvrık boynuzlu bir sığır kullanıyor ve elindeki kırbacı,arabayı çeken iki genç adamın sırtlarına şaklatıyordu.........
teleşa kapılmış ve hızlı adınlarla oradan uzaklaşmaya başladım...ancak arkama baktığımda ili sığırın beni takip ettiğini dehşetle farkettim.....
artık olanca hızımla koşuyor ve onlardan kurtulmaya çalışıyordum.....fakat hangi sokağa girdimse peşimden geliyor,ve beni yakalamaya çalışıyorlardı...
hemen bir bahçe duvarından atlıyarak önüme ilk çıkan büyük ağaca tırmandım,duvarın öbür tarafında sığırların yerleri sarsasan ayak seslerini işitiyor ve bizim konuşmamıza benzer şekilde konuştuklarını duyar gibi oluyordum...
ağaçta uygun bir yer bulup gizlenmeye çalışırken dallarda bazı şeylerin asılmış olduklarını farkettim...
gözlerim karanlığa iyice alışıp onlara tekrar baktığımda bağırmamak için kendimi zor tuttum....
çünkü bunlar ayaklarından asılmış insan ceseetlerinden başka birşey değillerdi....cesetlerin kesilmiş olan başları yüzülmüş olan derilerinin üzerine konulmuş ve ağacın altına istif edilmişlerdi.......
iliklerime kadar işleyen korkuylahiçbirşey düşünemez hala gelmiştim...belki sabah olunca bunların gerçek olmadığını görecektim..........
ancak günün ışımasıyla birlikte daha büyük bir dehşete kapıldım....çünkü akşam beni takip eden sığırlar,bulunduğum ağacın biraz ilerisindeki eli-kolu bağlı insanları inceliyor ve beğendiklerini,yine insanların çektiği arabalara bindirip götürüyorlardı..
şehir haparlörlerinden seeslenen kalın sesli bir sığır,bir kaç defa öksürdükten sonra;
-dikkat!dikkat1,diye konuşmaya başladı..bilindiğigibi bu yılda insan derisi toplama hakkı sadece Sığır Esirgeme Kurumuna aittir,
ayrıca et ve deri zafiyatını önlemek amacı ile bu sene çocuk kesimi yapılmayacaktır..........
ne kulaklarıma nede gözlerime inanabiliyordum.ancak lokantada gördüğüm yemek listesinin mahiyetini ve sığırların neden beni kovaladıklarını artık çok iyi biliyordum......
saklandığım dallar arasında dehşetle titrerken YA RABBİ sen kurtar diye dua ediyordum..onları biz insanlara tercih etme.........
gün ağardığı için dallardaki cesetleri artık daha iyi görebiliyordum..fakat kesik kafaları üzerine yapıştırılan kağıtlarda birşey yazılı olduğunu yeni farketmiştim.........
biraz uzanarak yazılanları okumaya çalıştım...kağıtlar üzerinde...
"insan denilen ve ebede namzet olan bu mahluklar sadece kendilerine ihsan edilen akıl nimetini iyi kullanamadılar ve yaratıcılarını inkar ederek hayvanlardanda daha aşağı dereceye düştüler.....
diye yazıyordu...son satırlar ise kanla yazlmıştı....
ve bunun sonucunda onlar tarafından işte böyle cezelandırıldılar.............

LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı ile Cevapla



hep aklıma bu geliyo zaten bu intihar muhabbetlerini gördükçe düşüncelerimi dile getirdin...

